İlkokul yıllarımda sıkça gittiğim yerlerden biriydi kasabamın kütüphanesi. Daha sonra karikatüre dönüşecek olan ilgim, ödevlerimi yapmak için gittiğim kütüphanede, yardımcı ders kitapları arasına saklayarak okuduğum çizgi hikayelerle burada başlayacaktı. Bu yöntem oldukça eğlenceli ve heyecan verici olmasına karşın, kendinizi çizgi hikayelerin büyülü dünyasına kaptırma gibi tehlikesi de vardı: Deli Galip'e yakalanmak... Kütüphane müdürü Galip bey çizgi hikayelerden fırlamış karekterlerin en kötüsüydü sanki. Ona yakalandığınızda kütüphanedekilere teşhir etmekle kalmaz, onur kırıcı, aşağılayıcı sözleriyle sizi derinden yaralardı da.
" Doğan Kardeş " dergisiyle başlayan çizgi hikayelere olan tutkum Asteriks, Çelik Bilek, Karaoğlan, Conan, Tarkan, Zagor gibi çizgi romanlarla devam etti. Sonraları Hüriyet gazetesinde yayımlanan Sezgin Burak'ın "Bizimkiler" adlı bantla karikatürle tanışacak, karikatüre olan ilgim mizah dergisi "Gırgır" la hayatımın olmazsa olmazları arasına girecekti.
Okuduğum her gazetenin öncelikli bölümüdür karikatüre ayrılmış köşecikleri. Gazetelerin futbol ağırlıklı sayfalarına genellikle bakmam. Onlar fazlalıktır benim için. Karikatürün muhalefet yapma, çarpıklıkları sergileme sanatı olduğunu unuturum da içten içe kızarım birkaç sayfa basılmış futbol sayfalarından kısarak biraz daha mizaha, karikatüre yer verilmeyişine.
Karikatürün bir köşe yazısından daha etkili olduğunu düşünüyorum. Okur güçlü bir karikatürü kolay kolay unutmaz. Çünkü karikatür politikaya halkın gözüyle bakar. Karikatür zayıfın, ezilenin yanındadır. Karikatür çaresize umut verir, yol gösterir, yaşama umutla baktırır ondan tat aldırır. Karikatürü düşündüren yapısıyla, içerdiği esprilerin zihinsel dinamiği yükselterek öğrenmeye hazır hale gelmesini sağlamasıyla çoğu batılı ülkelerin eğitimde kullandığını, ders kitaplarında da karikatüre oldukça sık yer verdiklerini biliyorum. Ne yazık ki ülkemizde karikatürün bir sanat dalı olarak eğitimde yeri olmadığı gibi karikatür eğitimi veren herhangi bir kurumumuz da yoktur. İktidarla uzlaşmayan, toplumdaki egemen ve yerleşik anlayışlara zekice yergiler yönelten karikatürcüler için de ülkemizde yaşam zordur. Hele onu meslek edinmek, onunla geçimini sağlamak daha da zor.
Onlardan biri, çizginin ve mizahın olanaklarını bütün platformlarda kullanan, çizgi romanın önde gelen isimlerinden İsmail Gülgeç geçtiğimiz günlerde yaşamını yitirdi. İzmir'de yetişen Gülgeç, ilkokulu yakalandığı romatizma yüzünden birinci sınıfta terketti. Uzun süre hastanede yattı. Karikatür çizmeye çocuk yaşta başladı. Yeni Asır gazetesinde karikatürleri yayımlandı. Demokrat İzmir, Ege Ekspres ve Devir'de cizer olarak çalıştı. Milliyet gazetesinde Suavi Sualp'le çizgi romanlar çizdi. Yaşar Kemal'in "İnce Memed" ini o resimledi. Sayısız çalışmaya imzasını atan Gülgeç, yıllardır yaşadığı hoyratlıkları, kabalıkları ve baskıları mizaha, karikatüre dönüştürecek şaşırtıcı bir yaşam öyküsünü, yaşam mücadelesini sessiz sedasız önümüze koydu ve gitti.
Bir yıldız kaydı gökyüzünde. Çoğu kez o yıldızın koca alemde yok olduğunu düşünürüz. Oysa o yıldız sadece yerini değiştirmiştir, görüntümüzün dışına taşmıştır. Gülgeç'in geride bıraktıkları her geçen gün biraz daha yaşlanan dünyamıza pırıltılar saçmaya devam edecek.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder