Çocukken sokakta oynadığınız oyunları hatırlıyor musunuz? Kukalı saklambacı, yakan topu, dokuz taşı, uzun eşşeği, yöreden yöreye değişerek misket, enek, cicoz da denilen şimdilerde evlerde kıyıda köşede unutulmuş rengarenk bilyeleri...
Sokak oyunları çocuğa birlikte hareket etmeyi, birlikte sevinmeyi, paylaşabilmeyi anlatıyor; kızmanın üzülmenin -insana dair duyguların- başka insanlarla birlikte yaşanmasını sağlıyordu. Sokak oyunlarında örgütlenme vardı. Arkadaşın için kendini feda edebilmeyi, en önemlisi kendi irademizle hareket edebilmeyi öğreniyorduk.
Umut biriktiriyorduk çizgi romanlardan. Hepimiz birer kahramandık. Akşam onlarla yatar sabah yine onlardık kalktığımızda. Kimimiz daldan dala meyva hırsızlıklarında birer Robin Hood'duk kimimiz bisikletimizin üzerinde Zoro. Kimi zaman Kamelot'un şövelyesi, belki de en çok Red Kid'tik Daltonları kovalayan.
Bu ülkenin çocukları artık oyun oynamıyorlar. Ya hapsedildikleri odalarında ya da oyun salonlarında her gün, her saat yüzbinlerce çocuk "Caunter Strike" ın en güçlü silahlarıyla birbirlerini öldürüyorlar. Sokaklarda neşeli çocukların nidaları yok artık. Rengarenk oyuncaklarla dolu parklar çocuksuz...
Çocuklar yalnız.
Çocuklar mutsuz.
Sistemin, yalnızlık duygusunu bir zehir gibi çocuklarımıza aşılamasına nasıl izin verdik! Onların bizim olmayan şeylerle aldatılmasına, tüketmeye proğramlanmış yaratıklara dönüştürülmesine nasıl göz yumabildik!
Çocuklarımıza biz neler yaptık!
Bahçeli evlerimizi kat karşılığı müteahhitlere sattık. Yetmedi balkonları evimizin içine aldık. Yetmedi pencerelerimize demir kafesler ördük. Şimdi çıkmaya korktuğumuz sokaklara, parklara tek başlarına bırakamıyoruz çocuklarımızı.
Dışarısı eksoz dumanı, kirli hava,radyoaktif melekül.
Dışarısı trafik canavarı, mafya kırıntıları, psikopat dolu.
Hani sokakta bir kedicik vardı ona sıcak bir yuva bulacaktık. Hani kötü adamları önce biz yakalayıp günlerini gösterecektik. Hani birimiz hepimiz hepimiz birimiz içindi...
Biz kendimize neler yaptık!
Çocuklarımızı dışarıdaki tehlikelerden koruduğumuzu düşünürken onların savunma sistemlerini altüst eden hijyenik ev ortamıyla allerjik hastalıkların pençesine de atıyoruz. Obezite özellikle şehirlerde yaşayan çocuklarımızın önemli bir sorunu. Çocuk gelişiminde "çevreyle uyumsuzluk " psikolojik rahatsızlıklarınında başlıca sebeblerinden birisi.
Çocuklarımız onlarca arkadaşları arasında yalnız...
Çocuklarımız o denli yalnızken, biz nasıl başa çıkacağız kendi yalnızlığımızla?
Ülkemizin çocuk merkezli imar ve planlanması bir ihtiyaçtan öte artık bir zorunluluk olduğu bilinciyle çocuklarımızın hayal gücünü geliştirecek, kendini yeniden ürettiği özgürleştiği bir ortamın kapısını aralamak zorundayız. Bunu gerçekleştirmek için çaba sarfeden yerel yöneticiler, kent planlamacıları...işte onlar çocuklarımızın gerçek kahramanları olacaklar. Yeter ki talep edelim, ısrar edelim, yanlarında olalım.
Bilgisayarı başındaki çocuğumuza sokaktan seslenen, oyuna çağıran arkadaşının; işte o gerçek sıcak sesin ne anlama geldiğini hepimiz biliyoruz. Bunu onlara yaşatalım. Unutmayın çocuğunuz size güveniyor. Ona yaşamayı ve yaşatmanın güzelliğini siz öğreteceksiniz. Öyle tebeşirle değil yağlıboyayla hemen şimdi kapınızın önüne, sokağınıza bir sek sek alanı cizmekle başlayabilirsiniz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder