Samet usta bir seramik fabrikasında çalışıyordu. Kriz nedeniyle onlarca işçinin işine son verilmiş, o da diğer arkadaşları gibi işten çıkartılanların işyüklerini de üslenmişti. Zaten zor ve yorucu olan işi daha da ağırlaşmıştı. Her şeye rağmen şanslı olduğunu düşünüyor, işten çıkarılma kaygısı ile izin dahi kullanmıyordu.
Yine yorucu ve uzun bir işgünü daha sona ermiş, günün bütün yorgunluğunu bir gülücüğüyle siliveren, henüz yürümeye başlamış biricik kızı Sıla'ya kavuşmak üzereydi. Eşi onun dündüğünü kapı zilini sabırsızca çalışından anlıyordu. Kapıyı açmadan seslendi: "Bekle çöpü getireyim." Samet usta aceleyle çözdüğü bağcıklarını ayakkabısının içine sokuşturdu. Eşinin kapıyı açmasıyla birlikte elinden çöp poşetini kapıp hemen sokak kapısına yöneldi. Eşi arkasından seslendi: "Bakkalda günlük süt kalmamış. Alışveriş merkezinden üç tane yarım kiloluk süt alıver." Samet usta sokak kapısına ulaşmıştı bile. Eşinin son haykırışı sokağa taşmasın diye kapıyı hemen açmadı. Bekledi. "Sakın bakkaldan alma."
İrili ufaklı apartmanların arasından geçti, ana caddeye ulaştı. Alışveriş merkezi hemen yolun karşısındaydı. Karşıya geçmeden önce ayakkabısının bağcıklarını bağladı, saçlarını eliyle düzeltti, karnını içeri çekti, tıkanmış trafikteki araçların arasından sekerek geçti. Bir buçuk kilogramlık süt almak için de olsa kendisini ayrıcalıklı, mutlu, huzurlu hissedeceği ayrı bir dünyaya adım atmak üzereydi.
Samet usta elinde sadece iki metre uzunluğundaki deniz yatağıyla eve döndüğünde karısı onu kapıda bekliyordu. Olanca hiddetiyle Samet ustaya bağırmaya başladı: "Bu ne şimdi, hani süt?... Kredi kartının limiti de dolu, cebindeki son parayı buna mı verdin? Ben bu çocuğa ne içireyim şimdi! Bunu sana silah zoruyla mı sattılar! Sen nasıl bir babasın ha!... Samet usta alışveriş merkezinde yüzüne takılıp kalan o masum çocuk gülümsemesiyle: "Deniz yatağının desenine baksana, deniz şortumun deseniyle aynı. Bir tane kalmıştı hemen aldım. Bu yaz tatile gittiğimizde..." Sözünü bitirmeden karısı hiddetle üstüne atıldı: "Tatil ha!... Tatil!" derken birden gülmeye başladı. Hem nasıl bir gülme; bardaktan boşalırcasına bir sağnak, sağnak değil bir tufan, ikisi birden kapı eşiğinde, kimseden utanmadan çekinmeden feryadı figan, hıçkıra hıçkıra gülüyorlar mıydı ağlıyorlar mıydı ayırt etmek imkansız. Ta ki küçük Sıla ağlayarak yanlarına gelene dek. Şimdi iki suçlu çocuk gibi eğik başlarının altından birbirlerine bakıyorlardı. Samet usta: "Ben." dedi. "Ben bakkaldan süt alayım. Yazdırırım." Sokağa çıkmadan önce bir eliyle gözyaşlarını sildi. Diğer eliyle halen deniz yatağını sıkı sıkı tutuyordu.
Alışveriş merkezleri kar elde etmek için var. Onlar bizleri nelerin alışverişe teşvik ettiğini öğrenmek için servet harcıyorlar; ve daha sonra ürünlerini, mekanlarını bu bilgiler çerçevesinde düzenliyorlar. Bizleri alışverişe teşvik eden etkenleri öğrenebilmenin onlarca yöntemi var. Onlardan biri de gizli kameralar. Satışa sunulmuş bir ürünün reyonuna yerleştirilen kameralarla, o ürüne hangi yaş grupları ilgi gösteriyor, ürünün nesi onların ilgisini çekiyor, nasıl tepki veriyorlar gibi bilgilere ulaşabilmek için mimiklerimizi dahi inceliyorlar. İşin korkunç yanı bilinçaltımızın görüntü, ses ve resimleri kaydetme özelliğini insanları yönlendirme için kullanıyorlar. Son yıllarda sıkça kullanılan diğer bir yöntem de kızılötesi ışınlar ve düşük frekanslı reklamlar. Onlar için bizler, birer manyetik köle, kredi harcaması yaptırılan robotlardan başka birşey değiliz.
Orada, dışarıdaki yaşamın zorluklarını unutturmakla başlıyor herşey. Henüz alışverişe başlamadınız; girişte genellikle bir mağaza organizasyonu ile karşılaşıyorsunuz. Bu bütün sinirlerinizi gevşeten, sizi rahatlatan şık bir piyano resitali ya da içinizi sıcaklığıyla sarıp sarmalayan ezgileriyle bir müzik grubu olabilir. Birazdan müziğin çoşkusu ve animatörlerin de katkılarıyla kıpır kıpır olacak, ritim tutmaya başlayacaksınız. Tango, Salsa, Mambo, ChaCha... Mağazaya ilk adımınızı attığınızda yavaş tempolu bir müzikle reyonlar arasındaki sörfönüze başlayabilirsiniz artık. (Araştırmalar müşterilerin yavaş tempolu bir müzikte, hızlı tempolu bir müziğe göre mağazada yüzde otuz sekiz daha fazla zaman harcadıklarını ortaya çıkarmıştır.) Sağ elinizi kullanmaya bağıntılı bir durum olarak sağ koridora yönlendirileceksiniz. Karşınıza ilk çıkan alan, sakinleştirme ve uyutma bölgesi olan kitap ve dvd. reyonudur. Burada dışarısıyla bağlantınız kesilerek günlük telaşlarınız unutturulur. Ardından elektronik eşyaları incelerken konformist duygularınız kamçılanır. Hemen peşinden gelen sebze ve meyve reyonlarıyla insanın en temel ihtiyacı karın doyurma meselesi çözülür. Devamında ıvır zıvır alırken vicdan azabı duymazsınız. Süt, yumurta gibi taze, günlük alınan ürünler genellikle en arkadadır. Onları saklarlar. Siz onları bulana dek size başka şeyler gösterip kanınıza girerler.
Alışveriş merkezlerinde hava hiç kararmaz. Etrafta saat göremezsiniz. Burada zaman sorgulanmadan akıp gider... Isı, ışıklandırma ve çevredeki bitkilere kadar herşey kontrol altındadır. Reyonlar arasında gezinirken kendi seçiminizle hareket ettiğinizi düşünebilirsiniz; ama,aslında bilinçli olarak yönlendiriliyorsunuzdur. Size satmak istedikleri ürünleri ülkeden ülkeye değişen, kadın, erkek ve çocuk ölçüsüne göre raflarda düzenlemişlerdir. Çocuklara hitap eden ürünler en alt raflardadır. İnsanlar genellikle aşağı ve yukarı seçeneklere bakmazlar. Göz hizası reyonlar için üreticiden ekstra ücretler alırlar. Diyelim ki bir ürünü almakta kararsız kaldınız. Bunun için de bir çözüm üretmişlerdir. Az seçenek olması genellikle işe yarar. İnsanlar çok seçenek olan bir yerde karar veremedikleri için hiçbir şey alamadan çıkabilir. Birbirine benzer ürünün iki yanına daha kalitesiz üçüncü bir ürün koyarlar. Bu tuzak ürün karar vermenizi kolaylaştırır. Kimi pahalı ürünleri fırsat sepetine koyarak ucuzmuş hissi yaratabilirler.
Reyonlar arasında ilerlerken sizin hızınızı ve yönünüzü belirleyen renkler ve çeşitli malzemeler kullanarak yaptıkları farklılıkların ayırtına varamazsınız. Akıllıca yerleştirilen aynalar sizin yavaşlamanızı sağlar. Bir reyonda daha fazla vakit geçirmeniz istenmişse orası mavi renkte ışıklandırılmıştır. Renkler insanın karar vermesinde oldukça ön plandadır. Kırmızı davetkar ve seksi, mavi dingin, yeşil güvenin rengi, turuncu iştah açar, kahverengi kültür ve sanat duygularınızı pekiştirir. Ve kokular. Deterjan reyonunda yeni yıkanmış çamaşır kokusu. Hatta ses teknolojisi ile yeni yıkanmış çarşafların sesleri. Hindistan cevizi kokusu güneş kremini, denizi anımsatır.
Bütün bunların yanısıra dev billboardları, televizyon ve radyo reklamlarıyla, hatta televizyon dizilerindeki popüler yıldızların giyiminden takılarına, set olarak kullanılan mekanlardaki eşyalara kadar onlarca çeşit yan reklamlarla bizleri tam anlamıyla bombardımana tutuyorlar. Daha fazla kar elde etmek için herşey mübah.
"Eğer insanlar sadece ihtiyaçları için alışveriş yapsalardı, dünya üzerinde ekonomi dibe vururdu" diyor kapitalizmin ekonomi uzmanları. Oysa bundan kırk üç yıl önce Guy Debord: "Modern tüketimin dayattığı sahte-ihtiyaca toplumun ve tarihin şekillendirilmediği hiçbir sahici ihtiyaç ya da istekle karşı konulamaz" diyerek gerçeği gözler önüne seriyordu.
Hanutçu: Bir malın ya da hizmetin satışından pay (hanut) alma karşılığında müşteriyi dükkana getiren, yönlendiren kişi.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder