Soğutucu kaybı bir nükleer reaktörde olabilecek en büyük kaza. Nükleer çekirdek soğutulamayınca, dakikada 5 bin Fahrenheit'e ulaşıyor. Sonunda radyoaktif buharla birlikte radyoaktif maddeler atmosfere karışıyor, hava akımlarıyla dünyayı dolaşıp, toprak ve üzerinde yaşayan canlıları kuşaklar boyu kirletiyor. Nükleer felaket önce çalışanları ve santrale yakın yerleşim birimlerinde yaşamak zorunda kalan insanları yakalıyor. Ve onların arasında en çaresiz olanları, anne rahmindeki ceninleri, bağışıklık sistemleri gelişmemiş bebekleri etkiliyor en çok. Sonra 1 ile 40 yaş arasındaki insanları ve diğerlerini... Felaketin yaşandığı bölgenin on binlerce kilometre uzağında iyot tabletleri karaborsaya düşüyor. Paketi 2000 dolardan kapışılıyor.
Yıl 1986 ne doğal bir felaket ne terörist bir saldırı, Rus nükleer enerji uzmanlarının nükleer santraldeki testleri sırasında meydana gelen Çernobil faciası. Rus yetkililer santraldeki radyoaktif sızıntıyı önceleri saklamaya çalıştılar. Önleyemedikleri sızıntının üzerine tonlarca beton dökerek kapatmaya çalıştılar. Bugün Çernobil yarıçapı 30 kilometreyi bulan, etrafı dikenli tellerle çevrili yüz yıl boyunca yerleşime açılamayacak olan zehirli bir bölge. Çernobil çalışanlarının yaşadığı kasaba Pripyat ise tam anlamıyla bir hayalet kasaba.
Nükleer santraller yavaş çalışan atom bombalarıdır. Nükleer silah nükleer enerjinin ikiz kardeşidir. Yüksek kuruluş maliyetleri bir yana bakım, güvenlik ve atıklarının yokedilmesi(!) ve kapatma maliyetleriyle sanıldığının aksine oldukça pahalı bir enerjidir. Nükleer santraller hep kazalar üstüne kurulmuş ve geliştirilmeye çalışılan bir teknoloji. Bir ülkedeki nükleer enerji kullanım oranının yüksekliği aynı zamanda o ülkenin nükleer silahlanmadan yana güçlü olduğunun bir göstergesidir de. Üstelik silah ticaretinden sonra enerji dünyadaki en önemli rant alanıdır. Bu yüzdendir söylenen yalanlar, halktan gizlenen tehlikeler. Bu yüzdendir kimi köşe yazarlarının nükleer lobilerin sözcülüğünü yapmaları. Ve işte bu yüzdendir nükleer şirketlerin ağızlarıyla konuşan politikacıların ağızlarını her açtıklarında nükleer kusmuk boşaltmaları.
Cevabı verilmemiş onlarca sorudan birkaçını buradan tekrar soruyorum.
Akkuyu'da yapılması planlanan nükleer santral için lisansın 1976 yılında verildiği, o yıllarda bölgeye 25 kilometre uzakta olan Ecemiş fayının ölü kabül edildiği, daha sonra bu fayın birinci derece deprem riski taşıdığı bilimsel olarak ıspatlanmasına rağmen neden buraya nükleer santral yapılmasında ısrar edilmektedir?
Türkiye'nin en güzel koyu Ruslara hibe edilmiştir. Burada kurulacak olan reaktörden elektrik almak zorundayız. Akkuyu'da ikinci bir anlaşma, nükleer yakıt fabrikosyonları tesisleri kurulmasıdır. Ruslar üretecekleri elektrikle bu tesisleri çalıştıracak ve Rusya'dan getirecekleri uranyum gazını burada seramikleştirip dünya piyasasına satacaklardır. Bunun ülkemize ne gibi ekonomik faydası olacaktır?
Akkuyu'da kurulması planlanan santralin küçük kardeşi VVR 1000'in deneme sırasında çok önemli teknik problemler tesbit edilmiştir. Rus teknolojisinin büyük probleminin batı standartlarında malzeme üretemiyor olması nedeniyle batıda hiçbir santrali yoktur. Bulgaristan Belene'de kurmak istedikleri santrale izin verilmemiştir. Rusya'da Balakova'da kurulmak istenen iki nükleer santralin kent konseyinin refarandum oyu ile iptal edilmesine ve halkın tepkisine rağmen bir reaktör Balakova'da kaçak olarak kurulmuştur .Kendi halkının tepki gösterdiği, Moskova'da dava açarak iptal ettirdiği, önümüzdeki yıllarda Akkuyu'da temeli atılacak Rus nükleer santrallerine AKP hükümeti nasıl güvenebilmiştir?
Ermenistan'da sınırımızın dibinde kurulu olan açık nükleer santral ne zaman patlayacağı belli olmayan bir saatli bomba gibi çalışırken, bir kaza anında ülkemizin radyasyon dağılım haritası, bir boşaltma planı, hastanelerde akut radyasyona müdahale doktorları var mıdır?
Doğuda halka dağıtılacak potasyum iyonat haplarıyla ilgili bilgilendirme çalışması yapılmış mıdır? Radyoaktif sızıntıya karşı halkı disipline edecek bir tatbikat senaryosu hazırlanıp uygulanmış mıdır?
Sınırlarında, gümrük kapılarında radyasyon uyarı sistemleri dahi kuramayan bir ülkede kurulacak olan nükleer santralin denetimini Çernobil faciasında çayları yakarak ve gömerek önlem aldığını düşünen TAEK mi sağlayacaktır?
Kapitalizm enerji obur bir toplum yarattı. Geri kalmış ülkelerin topraklarını zehirli atık deposu olarak kullanırken diğer yandan kurdukları nükleer santrallerin arge çalışmalarıyla da o ülkelerin insanlarını kobay olarak kullanmaktalar. Japonya'daki Fukuşima felaketiyle birçok ülke nükleer enerjiden geri adım atmış olsa da nükleer enerjiden tamamen vazgeçilmesi halkların bilinçli tepkileriyle olacaktır.
Henüz vakit varken, enerji tasarruflarıyla ilgili proğramlar hayata geçirilmeli, yerli, yenilenebilir (rüzgar, güneş,jeotermal,biyokütle...) enerji kaynakları gündeme alınmalıdır.
Her geçen gün biraz daha kirlenen dünyamızda geç kalınmış olan budur
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder